ARADA BİR YERDE: POMPEİ DUVAR RESİMLERİ ÜZERİNE
622
post-template-default,single,single-post,postid-622,single-format-standard,theme-stockholm,qode-social-login-1.1.2,qode-restaurant-1.1.1,stockholm-core-1.0.8,woocommerce-no-js,select-theme-ver-5.1.5,ajax_fade,page_not_loaded,vertical_menu_enabled,paspartu_enabled,menu-animation-line-through,side_area_uncovered,wpb-js-composer js-comp-ver-6.0.2,vc_responsive

ARADA BİR YERDE: POMPEİ DUVAR RESİMLERİ ÜZERİNE

Roma resim sanatının, Helenistik sanatın bir devamı olduğu tezi, genellikle kabul edilen bir görüştür. Ancak Roma’da Helenistik anlayışının kopya edilmesi söz konusu değildir. Aksine Roma’da kendine özgü bir resim anlayışı, kompozisyon ve ifade tarzına ulaşıldığından bahsedilebilir. Tıpkı Zeus’un Jupiterleşmesi gibi Roma resimleri de zamanla kendi tarzını yaratmıştır.

Helenistik-Roma şehirlerinden Türkiye’de Antakya, Suriye’de Apamea, Makedonya’da Pella, İtalya’da Roma ve Ostia’da muazzam mimari konseptleri ve özellikle lüks dekorasyonları bakımından hayret verici mimari yapılarında da (Pappalardo, 2009: 7) rastlayabileceğimiz Roma duvar resimlerinin en çarpıcı örnekleri hiç şüphesiz Pompei’de bulunmaktadır.

Volkanik tüfler sayesinde günümüze kadar korunabilmiş bu resimler ile, şehirden izole olabilmek için tasarlanmış oldukça kalın duvarları, az sayıda ve küçük pencereleri olan konutlarda içeriye giremeyen gün ışığı, manzara gibi mimari yapıyı destekleyen öğeler taklit edilmeye çalışılmıştır. Duvarlarda gündelik yaşamdan doğa enstantaneleri, peyzaj düzenlemeleri kısacası  dışarısı resmedilmeye çalışılmıştır. İllüzyonist resim anlayışı olarak ifade edilebilecek bu tarzda ressam perspektif tekniğinden yararlanarak sıradan duvarları üç boyutlu sahnelere dönüştürmektedir. TDK Türkçe sözlükte; görünge, bakış açısı ve nesneleri bir yüzey üzerinde görüldükleri gibi çizme sanatı şeklinde tanımlanan perspektifin (Url-1, 2014) tekniğinde üç boyutlu gerçeklikleri iki boyutlu resim düzlemi içinde betimleyerek, üçüncü boyut yanılsaması yaratma; diğer bir deyişle temsil etme çabası vardır.

Pompei duvar resimlerinde dört belirgin stil görülmektedir. I. stilde, duvarlara mermer kaplama izlenimi verilir diğer bir deyişle boyalar ile mermer plakaların bir illüzyonunun oluşturulmasıdır. II. stilde duvarların kütleselliğini azaltmak ve iç mekanı daha ferah göstermek için derinliği olan mimari formlar kullanılmıştır. III. stil biraz daha süslemeci ve abartılıdır. Duvar, üzerine çizilen imajın/tablonun ve onunla birlikte çizilen çerçevenin fonu olarak kullanır. Bu stilde odak noktasının tüm duvar değil imaj/tablo olması istenir. IV. stilde ise çok daha abartılı ve karmaşık bir üslup vardır. İlk üç stilin kombinasyonu olarak tanımlanabilir. Örneğin duvar birçok dikdörtgen alan bölünür (kaplama, I.Stil); çerçeveli tablolar vardır (süsleme, III.stil) ve üç boyutlu mimari bezemeler ile derinlik algısı kazandırılır (mimari, II. stil)

İlk satır; Sallust Evi (sol), Griffinler Evi (sağ), I. Stil // İkinci Satır; Griffinler Evi 4 nolu oda (sol), Brescia’da umumi bir yapının girişi (sağ) II.Stil // Üçüncü Satır; Agrippa Evi, III. Stil // Dördüncü Satır; Vettier Evi, IV. Stil

Mimarlık özel bir yapı eylemidir. İnsanoğlunun doğal gereksinmesi olan korunma içgüdüsüne yanıt olarak başlamış olmalıdır. Canlı varlığın korunma içgüdüsünün, onu ittiği yapıcılık, temelde, canlıyı çevreden ayırma işlemidir, yani bir yalıtmadır. Özel bir kavram olarak kullanıldığı anlamda, yapı; canlıyı içine alan, onu evrensel boşluktan ayıran bir boşluk parçası belirlemektedir. Böylece mimari eylemin ilk basamağı insanın içinde kendisini güvende hissettiği bir sınırlı hacim yaratmaktır. Mimari mekanın tanımı, onun biçimsel olduğu kadar insan yaşamına ilişkin özelliklerini de içermelidir. Bu açıdan mekanı aşağıdaki nitelikleriyle birlikte düşünmek gerekir. Yani sadece sınırları ile bir mekanı tanımlamak olası değildir.

Mekan hareketle belirlenir. Canlı varlık hareketlidir. Ancak bu hareket sadece yapı içinde bir yerden bir yere gitmek şeklinde değil, aynı zamanda içerdeki insanın bakışıyla yapı sınırlarına doğru uzanan görsel bir harekettir.

Mekan ışıkla var olur. Işık yapıda mekanın varoluşunu belirleyen doğal bir özelliktir. Aydınlık yaşamın vazgeçilmez bir öğesi olduğu kadar sınırlanan boşluğun niteliklerini görmeye olanak vermesi bakımından da, yapının ayrılmaz parçasıdır. Gerçekten de insanlık tarihinde iç mekan mimarlığı ve mimari doğal ışıklandırma olanaklarının artmasına paralel bir gelişme göstermiştir. Buna simgesel ve estetik yani salt faydanın sınırlarını aşan etmenlerin etkisi de eklenince mimari yaratma eylemi bir bütün olarak var olmuş olur ” (Kuban, 1998: 15-19).

Pencereyi açıp, temiz hava almak ya da ne giyeceğine karar vermek için hava sıcaklığına bakar; ağaçların yapraklarından çıkan sesleri dinler ya da gürültüden rahatsız olur; güneş girsin diye perdeyi açar veya içerisi gözükmesin diye perdeyi kapatır insan. Pencere şeffaftır, seçenek sunar; pencere dışarı ile bağlantıdır. O dönemde Pompeililer neden bu kadar izole olma ihtiyacı duymuş bilinmez ama “illüzyonist anlayış” Pompei duvar resimlerinin yarattığı etkiyi tanımlayabilecek en uygun terimlerden biri. Fransızca aldatma, alay etme, hile yapma anlamlarına gelen illusion (Url- 1, 2014), Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük’te ise yanılsama olarak yer bulur. Duvar resimleri yardımı ile mekanda yaratılan tam anlamı ile bir yanılsama diğer bir deyişle simülasyondur.

Vettier Evi

Örneğin, oldukça usta bir ressam tarafından yapıldığı aşikar olan yukarıdaki duvar resmindeki pencere ve ötesinde görülen manzara sadece göze hitap eder. Pencereyi açıp ışığa gözünü kısarak bakmak, havayı hissetmek gibi başka duyularla iletişim kurmak mümkün değildir çünkü burada gerçeklik söz konusu değildir. Aksine işlevsiz bir “pencere”, mükemmel bezemeleri olan ruhsuz bir duvar mevcuttur.

Rene Magritte “Bu Bir Pipo Değildir”

Pompei duvar resimleri akla Rene Magritte’nin “Bu bir pipo değildir” isimli çalışmasını getirmektedir. Eserde bir pipo resmi ve ayrıca Ceci n’est pas une pipe (Bu bir pipo değildir) yazısı bulunuyor. Aslında yazının kendisi de bir resimdir yani resmin bir parçasıdır. Piponun resmi ile motto ancak birlikte resmi ve/veya resmin idesini oluştururlar. İkisi bir bütündür. Peki bu nedir o zaman? Bu bir pipo resmidir, bir pipo değil! Yani hakikatin kendisi değildir, sadece temsilidir. Resimler de kelimeler gibi birer temsildirler. Tıpkı Vettier Evi’ndeki pencere ve manzara resmi gibi. Vettier evinde ne bir pencere ne de bir manzara yoktur, yalnızca temsilleri vardır.

Joseph Kosuth “One and Three Chairs / Bir ve Üç Sandalye”, 1965

Temsil ve hakikat kavramları için örnek verilebilecek bir diğer çalışma ise Joseph Kosuth’un 1965 tarihli “One and Three Chairs” adlı düzenlemesidir. Bu düzenlemede sanatçı bir sandalye, bir sandalye fotoğrafı ve sandalye kelimesinin sözlükteki anlamının basılı olduğu bir imaj sergilemiştir. Sandalye fotoğrafı kusursuz bir simülasyondur. Kesinlikle tıpatıp bir sandalyeye benzer. Ancak üzerine oturmak mümkün değildir. Fotoğraf işlevsellik beklenmemesi gereken bir imajdır, hakikat değildir.

Bu noktada Doğan Kuban’ın ele aldığı mekanı tanımlayabilmek için gerekli unsurlara dönecek olursak; Pompei’de verilen örnekler ışığında doğal ışıktan (“mekan ışıklar var olur”) bahsetmek mümkün değildir. Buna ek olarak “mekan hareketle belirlenir” söylemini de buradaki duvar resimleriyle taban tabana zıttır.

Bu durumda bu tip konut örneklerinde mekanın işlevini yerine getirdiği söylemek mümkün değildir. Güzel yaratma ve karşısına geçip izleme eylemleri, gündelik yaşamı kolaylaştırma / işlevsel olma eyleminin /isteğinin önüne geçmiş olacak ki bu evler görkemli olarak nitelendirilir. Anıtsal özellikleri ağır basan bu özel mülklere “ev” demek ne kadar tatmin edicidir?  

Hayret verici görkeminin ve tarihteki yadsınmaz öneminin yanı sıra perspektifin öncül örnekleri arasında gösterilen Pompei duvar resimlerine ve bu resimlerin yarattığı ilüzyona; kendini izole etme, içeriyi-dışarıdan dolayısı ile kendini-dışarıdakilerden daha çok sevme, ego / benlik, anıtsallık, belirli bir mesafe koyma (müze-müzecilik) gibi kavramlar ışığında eleştirel bir tavırla bakmak mümkün müdür? Biraz arada kaldım…

KAYNAKÇA

Archer W.C., The Paintings in the Alae of the Casa dei Vettii and a Definition of the Fourth Pompeian Style, American Journal of Archaeology, Vol. 94, No. 1, p. 95-123, 1990

Florenski P., Tersten Perspektif, Metis Yayınları, İstanbul, 2011

Kashani A., Kea S., Le T., Lee S., Roman Wall Paintings:Pompeii and Surrounding Areas, (unpublished presentation)

Kretzschmer F., Antik Roma’da Mimarlık ve Mühendislik, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2000

Kuban D., Mimarlık Kavramları (Tarihsel Perspektif İçinde Mimarlığın Kuramsal Sözlüğüne Giriş), Yem Yayınları, İstanbul, 1998

“L’erma” di Bretschneider , Rediscovering Pompei, Brossura, Italy, 1990

Pappalardo U., The Splendor of Roman Wall Painting, Getty Publications (Paul Getty Museum), USA, 2009

Sayın Z., Sunuş, Tersten Perspektif, Metis Yayınları, İstanbul, 2011

Thorpe M., Roma Mimarlığı, Homer Kitabevi, İstanbul, 2002

Url-1, http://www.tdk.gov.tr  [erişim tarihi: 13.09.2014]

Url-2, http://www.etymonline.com, [erişim tarihi: 13.09.2014]

No Comments

Post a Comment