GÜNDELİK NESNENİN YAPITAŞLARI
563
post-template-default,single,single-post,postid-563,single-format-standard,theme-stockholm,qode-social-login-1.1.2,qode-restaurant-1.1.1,stockholm-core-1.0.8,woocommerce-no-js,select-theme-ver-5.1.5,ajax_fade,page_not_loaded,vertical_menu_enabled,paspartu_enabled,menu-animation-line-through,side_area_uncovered,wpb-js-composer js-comp-ver-6.0.2,vc_responsive

GÜNDELİK NESNENİN YAPITAŞLARI

Etrafımızdaki ürünleri nesnel (objektif) ve öznel(subjektif) olarak gözlemleriz. Bir ürünün kullanımı aslında bu bakış açılarının bütünüdür. “Belirli sınırlar içerisinde ele alınması gereken nesnel yan önyargı ve şartlanmışlıklar olmaksızın ürünün temel niteliklerini ya da ölçülebilir özelliklerini kapsar” (DiSalvo, 2012, s.34). DiSalvo’ya (2012, s.34) göre bir ürünü nesnel olarak incelemek üç şekilde olabilir;

-Nesneyi ispatı mümkün, gözle görünür nitelikleri ile etraflıca betimlemek

-Nesnenin bitaraf değerlendirilmesi

-Nesneyi başlı başına onu belirten mütevazı özellikleriyle tanımlamak

Öznel bakış açısında ise nesnenin çok fazla uzamı vardır. Tasarımcı ve kullanıcı nesneyi her defasında yeniden yorumlar ve yapılandırır. Bu bakış açısında nesne sürekli değişen, gelişen, büyüyen, küçülen, kaybolan ya da yeniden oluşan anlam döngüsü içerisindedir. Yine DiSalvo (2012, s.34) bir nesneye öznel olarak bakmayı şu şekilde tanımlamıştır. “Subjektif bakış açısı, dışarıdan ürüne bakmaktan ziyade ürünün içinden ya da ürünle dünyayı gözlemlemektir.”

Hem öznel hem de nesnel açıdan bakarak “ev” nesnesini ele alacak olursak: Herhangi bir evin dış görünüşü, ölçüleri, konumu ve mimari özellikleri gibi ölçülebilir tüm nitelikleri o evin nesnel tanımlamasında kullanılır. Oysa ki evi “yuva ” yapan tüm özellikleri ise öznel kısımdır. “Orada kim yaşıyor?, Alışkanlıkları, günlük rutinleri nelerdir?”, “Evin size hissettirdikleri nelerdir?” ,“Bu ev sizce estetik midir?” gibi soruların cevabı herkes için ortak değildir. 

Bir ürünü dört uzamda incelemek mümkündür; Malzeme, form, işlev ve ifade. Bu dört uzam birbirinden ayrı düşünülemez ve bir bütün olarak o ürünün hem öznel hem de nesnel yanlarını oluştururlar. Dolayısıyla ürünü “tanımlamak” için faydalandığımız bu dört kavram için onun “yapıtaşlarıdır” önermesi yanlış olmayacaktır.

Özgü GÜndeşlioğlu, “tea ceramony”, cam, metal

Bugün, ürün analizinde yaygın bir biçimde kullanılan ve tasarım literatürüne de girmiş olan bu dört temel uzam Aristoteles’e kadar uzanır. Yüzyıllardır felsefede dört neden olduğu öğretilir;

  1. Causa materialis (maddi neden)
  2. Causa formalis (formel neden)
  3. Causa finalis (ereksel neden)
  4. Causa effeciens (etki neden, fail neden) (Becermen, 2012, s.42)

Felsefeye girişte bu öğretiyi açıklamak için genellikle iki örnek verilir; mermer heykel ve gümüş kase. Gümüş kase örneğini ele alınacak olursa;

Gümüş, kendisinden kasenin yapıldığı şeydir. Madde olarak gümüş kaseyi rasyonel hale getiren nedendir ve “kase” kaseliğini gümüşe medyundur. (causa materialis). Tabi ki kurban etme törenlerinde kullanılan bu kasenin borçlu olduğu tek neden “maddi neden” değildir. Çünkü sözü geçen nesne malzemesi gümüş olan herhangi bir şey (yüzük, küpe v.b.)  görünümünde değil kase görünümündedir. Bu sebeple ayin kasesi “kaselik” halini aynı zamanda formuna da borçludur. (causa formalis). “Hem görünümün kase olarak içerisine sokulduğu gümüş hem de gümüşün içerisinde göründüğü görünüm, kendi tarzlarında, kaseden birlikte sorumludurlar.” (Heidegger, 1998, s.48)

Kaseden sorumlu olan üçüncü neden ise “causa finalis”  yani “ereksel nedendir.” Bu üçüncü neden kaseyi dinsel kutsama alanı içerisinde sınırlayan şeydir. Nesne bu sınırlardan hareketle ne olacaksa o olmaya başlar. Bu anlamda nesnenin “amacı” yerine “sınırı” demek daha doğru olacaktır. Zira; 

etrafı çeviren, tamamlayan şey, Grekçede telos diye adlandırılır ki bu sözcük çoğu kez amaç veya erek olarak çevrilir ve bu yüzden yanlış anlaşılmış olur. Telos, madde ve görünüm olarak sadaka (ayin[1]) kasesinden birlikte sorumlu olan şeylerden sorumludur. (Heidegger, 1998, s.48)

Özgü Gündeşlioğlu, “tea ceremony”, cam, metal

Bu bitmiş ayin kasesinin önümüzde kullanıma hazır bulunmasından bir dördüncü neden de sorumludur. Gümüş ustası (causa effeciens). Fakat Heidegger’e göre dördüncü neden usta, sanatçı ya da zanaatkar değildir. Onun düşünme eylemidir. Heiddeger dördüncü neden ile ilgili görüşünü aşağıdaki şekilde ifade eder;

… Fakat bu, işbaşındaki gümüş ustasının bitmiş kaseyi sanki o bir yapıp-etmenin etkisiymiş gibi meydana getirdiği için değildir; gümüş ustası causa efficiens değilir.

Aristoteles’in öğretisi ne bu terimle adlandırılan nedeni tanır, ne de ona karşılık gelecek Grekçe bir ad kullanır.

Gümüş ustası dikkatli bir biçimde düşünüp taşınır ve sorumlu ve borçlu olmanın üç tarzını bir araya getirir. … .(Heidegger, 1998, s.49)

Antik Yunan’da karşılaşılan her şey yani “mevcut olan” “mevcut olmayandan” çıkar. Buna poiesis denir. Ancak bu yalnızca el becerisi, imalat, sanatsal tasvir vb yöntemlerle değil kendiliğinden de ortaya çıkabilir. Poesis’in en üst düzeyi olarak tanımlana physis terimi bu durum için kullanılır. Heidegger (1998, s.51) physis için bir “çiçeğin kendi içinde (on he auto[2]) patlayıp çiçeklenmesi” örneğini vermiştir.

Techne de poiesis’in yani öne çıkmanın bir formudur. “Çoğu zaman imal etme olarak tanımlanan techne kavramının asıl karşılığı gizini açığa çıkarmadır.”(Heidegger, 1998, s.16-17)

Gümüş kase açığa çıkarmaya ait patlayıp açılmayı, kendiliğinden değil başka bir şey aracılığıyla bulur. İşte gündelik nesnelerdeki bu aracı sanatçı, zanaatkar ve çoğu kez tasarımcıdır. [3]

Buraya kadar bölümün başında bahsedilen nesnenin yapıtaşlarından malzeme, işlev ve formu Aristo’nun öğretisi olan dört neden karşılamış oldu. Ancak dördüncü bir uzam olan “ifade” yi sadece tasarımcının düşünme ve hayata geçirme yetisiyle sınırlandırmak doğru olmayacaktır. Çünkü bir nesnenin ifade ettikleri üretildikten sonra, kullanıcı ile kurduğu ilişkiyi de kapsar. Endüstri çağında, seri üretimle tek tip üretilen gündelik nesnelerin elbette ki tasarımcısı tarafından yüklenen anlamı da mevcuttur. Ancak kullanıcıların bu nesnelere yüklediği anlam, kullanım şekli; kültür, inanç, alışkanlıklar gibi birçok parametreye göre farklılık gösterecektir.


[1] Heidegger burada sadaka  kasesi terimi kullanmıştır. Ancak başta verilen dinsel tören kasesi örneği ile uyumlu olması adına “ayin”  ifadesine de parantez içerisinde yer verilmiştir.

[2] Heidegger’in felsefe öğretisinde kendine özgü terimler vardır. Birçok çevirmen kavram kargaşasını önlemek adına bu terimlerin orijinalini de parantez içinde belirtir.

[3] Çoğu şey için kesin ayrımlar yapmış olan Antik Yunan’da bugün güzel sanatlar, sanat, tasarım ve zanaat olarak adlandırdığımız farklı kavramların tek bir karşılığı vardır. O da tekhne. Tıpkı Romalıların ars kelimesi gibi. “Tekhne/ars, marangozluk ve şiir, ayakkabıcılık ve tıp, heykelcilik ve at terbiyeciliği gibi birbirinden çok farklı şeyleri kapsıyordu. Gerçekten de tekhne ve ars, bir nesneler sınıfından ziyade, insanlardaki imal ve icra etme kabiliyetine işaret ediyordu.” (Shiner, 2010, s.45)

KAYNAKÇA

Becermen M., Aristoteles’in Varlık Felsefesi, Kırıkkale Üniversitesi, Felsefe Bölümü, ders notları, 2012, http://felsefe.kku.edu.tr/belgeler/ders/Aristoteles/varlik_Aristo.pdf (en son erişim tarihi 01.04.2013)

DiSalvo C., “The Constitution of The Product: Form, Function, Material, and Expression”, Carneige Mellon Üniversitesi, Pensilvanya, ABD, 2012

Heidegger M., Tekniğe İlişkin Soruşturma, Paradigma Yayınları, İstanbul, 1998

Shiner L., Sanatın İcadı: Bir Kültür Tarihi, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2010

1 Comment

Post a Comment